0
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 6-8 2007 Kasım tarihlerinde üst düzey bürokratlar ve özel sektör temsilcilerinden oluşan geniş katılımlı bir heyet ile Azerbaycan'a cumhurbaşkanı sıfatı ile ilk resmi ziyaretini gerçekleştirecek.
Bu ziyaret Gül'ün, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne ve Avrupa Konseyi'ne yaptığı geziler gibi sembolik anlamlar yüklü. Şüphesiz bu gezi Kafkasya ve Orta Asya ülkeleri ile Özal'ın başlattığı ve Demirel ile devam eden sıcak ilişkilerin yeniden, kaldığı yerden ve yeni bir ivme kazanarak devam ettirilmesi niyeti taşımaktadır. Zira önceki Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in döneminde Türkiye'nin Kafkasya ve Orta Asya ülkeleri ile ilişkisi "soğuk bir çehreye" dönüşmüştü. Sezer döneminde Kafkasya ve Orta Asya ülkelerinin Türkiye ile olan ilişkileri ve ülkelerindeki Türk müteşebbislerine karşı tutumları ya mesafeli ya da olması gereken seviyenin bir hayli altında olmuştur.
Ortak dil, tarih, coğrafya ve kültürel değerler ile birbirine bağlı olan iki ülke arasında, Azerbaycan'ın bağımsızlığından itibaren ekonomik, siyasi ve kültürel bakımdan çeşitli alanları kapsayan ve aynı zamanda iki ülke arasındaki ilişkilerin hukuki altyapısını oluşturan 200 civarında anlaşma ve protokol imzalanmıştır. Başlangıçta duygu, ideoloji ve bireysel ilişki yoğunluklu bir dönem geçiren Türkiye-Azerbaycan ilişkileri sonuçta egemenliğe ve eşitliğe karşılıklı saygı temeline oturtularak devam ettirilmektedir. Azerbaycan'ın jeopolitik konumu, Hazar enerji kaynaklarına ilişkin Amerika ve Avrupa ülkelerinin hesapları, Rusya, İran ve Ermenistan gibi ülkelerin Azerbaycan üzerinde çeşitli çıkarlarının bulunması, Azerbaycan ve Türkiye arasındaki ilişkilerin dış faktörler olmaksızın gelişim göstermesini engellemiştir. Azerbaycan ve Türkiye arasındaki ilişki düzeyinde özellikle bölgedeki nüfuzunu kaybetmek istemeyen Rusya ve bölgede etkin olmayı düşünen İran önemli etkiye sahip olmuştur.
Stratejik işbirliğinin genişletilmesi
İki ülke arasındaki hem stratejik hem de ekonomik açıdan dikkat çeken en önemli işbirliği enerji sektöründedir. Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı ve Bakü-Tiflis-Erzurum Doğalgaz Boru Hattı ise ekonomik ve stratejik önem arz eden enerji sektöründeki en önemli iki projedir. Azerbaycan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin önemli bir boyutu haline gelen enerji konusunda, petrol ve doğalgaz boru hatlarının hayatiyet kazanması faaliyete başlaması çerçevesinde mesafe kaydedilmiştir. Şüphesiz ki Azerbaycan'ın enerji kaynağı ihraç potansiyeli, enerji kaynakları açısından büyük oranda dışa bağımlı olan Türkiye'nin bu handikaptan kurtulması için fırsat olmuştur. Azerbaycan ile ekonomik, siyasi ve kültürel alanda sağlıklı ilişkilerini geliştirmesinin de etkisiyle, petrol ve doğalgazın, Türkiye üzerinden geçirilerek Batı piyasalarına ulaştırılması ve bu aktarımdan pay alması, Türkiye'nin hem enerji maliyetini büyük oranda düşürmesi, hem de önemli bir gelir kaynağı olması anlamına gelmektedir. Enerji kaynağı naklinin Türkiye üzerinden gerçekleştirilmesi, elbette Türkiye'nin jeopolitik önemini de artırmıştır.
Ekonomik ve stratejik açıdan büyük önem arz eden bir başka işbirliğine ise Bakü-Tiflis-Kars demiryolu projesi ile ulaştırma sektöründe imza atılmıştır. 2005 yılında Türkiye, Gürcistan ve Azerbaycan cumhurbaşkanları arasında Kars-Ahalkelek-Tiflis-Bakü Demiryolu Hattı'na ilişkin protokol de imzalandı. Türkiye ile Kafkasya ve Orta Asya arasında kesintisiz demiryolu bağlantısının sağlanarak tarihi İpek Yolu'nun canlandırılmasını amaçlayan bir projedir. Bakü-Tiflis Ceyhan Petrol Boru Hattı'nın ardından Bakü-Tiflis-Erzurum Doğalgaz Boru Hattı'nın faaliyete başlaması ve Bakü-Tiflis-Kars demiryolu projesinin hayatiyet kazanması ile iki ülke arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin gelişmesi için çok önemli adımlar atılmış olacaktır. Petkim'in Azerbaycan Petrol Şirketi'nin içinde bulunduğu konsorsiyuma verilmesinin gerçekleşmesi ile ise iki ülke arasındaki işbirliğinde yeni bir adım olacaktır.
Türk müteşebbisleri daha çok petrol sektörü dışındaki alanlara yaptıkları yatırımlarla dikkat çekmektedirler. Azerbaycan'daki Türk yatırımları ülkedeki petrol dışı yabancı yatırımlar içinde ilk sırada yer almaktadır. Azerbaycan'da faaliyet gösteren Türk firmalarının büyük bir kısmı ticaret yapmakta veya küçük ve orta ölçekli yatırımı tercih etmektedir. Bu firmaların faaliyet alanları; petrol, telekomünikasyon, bankacılık ve sigortacılık, gıda malları imalatı, eğitim, basın-yayın, tekstil ve konfeksiyon, ulaşım, haberleşme, otomotiv, orman ürünleri, demirçelik, demir dışı metaller, inşaat, inşaat malzemeleri ve müteahhitlik hizmetleri gibi sektörlerdedir. Türk işadamları modern oteller, bankalar, sigorta şirketleri, üretim ve eğitim kurumlarını Azerbaycan'a kazandırmada ilke imza atmışlardır. Türkiye sermayedarları tarafından Azerbaycan'da açılan işletmelerde 40-45 bin civarında Azerbaycan, 5 bin civarında ise Türkiye vatandaşı istihdam edilmektedir. Ancak son yıllarda bir yandan Azerbaycan ve Türkiye arasındaki ticaret hacminde azalma yaşanırken, diğer yandan da Azerbaycan'a Türkiye'nin yaptığı yatırımların hacminde çeşitli problemler nedeniyle gerileme ve Türk sermayeli işletmelerin sayısında azalma görülmektedir. Bununla birlikte Türk işadamları uzun vadeli düşünerek, sabırla gelişmekte olan Azerbaycan ekonomisinin birçok sektöründe faaliyetlerini devam ettirmektedirler.
Türkiye ile Azerbaycan'ın ortak sorunlarının başında Ermenistan ile ilişkileri gelmektedir. 1989-1993 yılları arasında Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ ve çevresindeki bölgeler Ermeniler tarafından işgal edilmiştir. Ermenistan'ın Azerbaycan topraklarının yüzde 20'sini işgal etmesi, bölgeden bir milyondan çok insanı göçe mecbur etmiştir. Karabağ Savaşı'nda Türkiye Azerbaycan'a büyük destek vermiştir. Türkiye ile Ermenistan arasında diplomatik ve ekonomik ilişkilerin kurulmasının önündeki temel engellerden biri Karabağ'ın işgalidir. Karabağ sorununda Azerbaycan'ın müttefiki sadece Türkiye'dir. Azerbaycan topraklarının Ermeni güçleri tarafından katliam eşliğinde işgal edilince Türkiye Ermenistan ile olan ilişkilerini kesmiştir ve kara sınırlarını belirli ilkeler doğrultusunda kapatmıştır. Türkiye, Ermenistan'ı işgalci tutumundan vazgeçirmek amacıyla bu ülkeyle sınırlarını kapalı tutmayı sürdürmektedir. Azerbaycan da Türkiye'ye karşı iddia edilen sözde Ermeni soykırımı konusunda Türkiye'ye daima destek vermektedir.
İstikrarın ikili ilişkilere katkısı
Türkiye'de yakın geçmişte yaşanan ekonomik krizler, siyasi istikrarsızlık ve bölgeye gerekli önceliğin verilememesi Türkiye'nin bölgede ekonomik ve stratejik açıdan kendine sunulan fırsatları gerektiği gibi değerlendirerek hem Kafkasya ve Orta Asya'da hem de dünyada yaşanan yeni süreçte kayda değer bir etkinliğe sahip olmasını engellemiştir. İkinci defa iktidara gelen AK Parti ile ekonomide istikrarı sağlama ve devam ettirme bakımından önemli mesafe alan Türkiye için, Sayın Abdullah Gül'ün 11. cumhurbaşkanı seçilmesi, siyasi istikrar ve uyum adına önemli bir aşamadır. Ekonomi ve siyasette geldiği bu nokta, Türkiye'nin başta Azerbaycan olmak üzere Kafkasya ve Orta Asya'ya ilişkin politikası bakımından yeni bir dönem olarak değerlendirilebilir. Bu güne kadar Türkiye'de yaşanan ekonomik ve/veya siyasi krizler, bölgede bağımsızlıklarını kazanan kardeş cumhuriyetlerin Türkiye'ye bakışlarında, ümitlerinde ve Türkiye'den beklentilerinde hep ikilemler yaşanmasına sebep olmuştur. Öte yandan bağımsızlığını kazandıkları günlerden itibaren, farklı sektörlerde hizmet sunmak, üretim veya ticaret yapmak amacıyla başta Azerbaycan olmak üzere bağımsızlığını kazanan ülkelere yatırıma gelen Türk insanı da Türkiye'de yaşanan iki başlılık nedeniyle bugüne kadar gereken desteği bulamamıştır. Özellikle geçen son 7 yıl Türkiye adına kazanma kuşağında adeta kaybedilen yıllar olmuştur. Dolayısıyla bölgede bulunan Türk işletmeleri ve vatandaşları için Sayın Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı seçilmesi yeni bir dönemdir ve büyük öneme sahiptir.
Yine Sayın Gül'ün ziyarette Bakü'nün yanı sıra Azerbaycan'ın ikinci önemli şehri olan Gence'yi ve Gence'de büyük tarihi şahsiyet Nizami Gencevi'nin anıtını ziyaret edecek olması, ayrıca Bakü'de Türk müteşebbisleri tarafından açılan Kafkas Üniversitesi'nin eğitim binalarının açılış ve yeni binalarının temel atılış törenlerine katılacak olması hem Azerbaycan ve Türkiye arasında ülke düzeyindeki ilişkilerde hem de Azerbaycan'da sermayeleri ve yürekleri ile bulunan Türk müteşebbisleri adına gerçekten de "Özal ruhu"nun yeniden canlanması adına heyecan ve ümit vericidir. Türkiye ekonomisinde gözlenen istikrar ve gelişme süreci ile birlikte siyasi hayatına gelen istikrar ve uyumun, Azerbaycan ile Türkiye arasındaki ticari ilişkilere ve Türkiye sermayesinin Azerbaycan'a akımına olumlu etki edeceği beklenmektedir. Azerbaycan'ın coğrafi konumu, dikkate alındığında, bölge ülkeleri ile birlikte önemli bir pazar potansiyeline sahip olduğu görülmektedir. Azerbaycan Kafkasya ve Orta Asya'nın "ekonomik nefes borusu"dur. Böyle bir öneme sahip olduğu Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı ile açıkça görülmeye başlamıştır. Bu önem Bakü-Tiflis-Erzurum doğalgaz boru hattının ve Bakü-Tiflis-Kars demiryolunun faaliyete geçmesi ile daha da netleşmiş olacaktır. Dolayısıyla Azerbaycan'da yatırım yapılmasına ilişkin planlamada, sadece ülkenin pazar potansiyelinin dikkate alınması doğru olmayacaktır. Yani Azerbaycan'a yatırım yapılırken, Azerbaycan pazar potansiyelinden çok bölgenin pazar potansiyelinin, bölgenin de bugünden daha çok gelecek potansiyelinin dikkate alınması gerekmektedir.
Küreselleşmenin finansal sacayağı ile birlikte, sermayenin sınır tanımadığı günümüz dünyasında, Almanya, Fransa, İngiltere, Japonya, Güney Kore gibi bölgeye daha uzak ülkelerden gelen müteşebbisler, Azerbaycan'a yatırım yapmakta ve Azerbaycan'da gerçekleştirilecek olan büyük ölçekli işletmelerin özelleştirilmesine ilgili duymakta iken, Türkiyeli işadamlarının devlet desteğini de alarak, Azerbaycan'daki özelleştirmeye ilgi göstermeleri ve farklı sektörlere yatırım yapmaları hem müteşebbisler hem de Türkiye ve Azerbaycan başta olmak üzere bölge ülkelerinin ekonomisi açısından ilişkileri kalıcı kılma adına faydalı olacaktır.
Kısaca hem Türkiye'nin, hem Azerbaycan'ın jeopolitik durum göz önünde alındığında iki ülke arasında karşılıklı yakınlaşmada atılması gereken daha çok adım bulunmaktadır. Ümit dolu yeni dönemde siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarda atılacak bu adımların dinamik bir anlayışla, daha kapsamlı projelerle, karşılıklı çıkar ve ortak menfaatler çerçevesinde geliştirilmesi sağlanmalıdır. İki ülke arasındaki ilişkilerin "bir millet, iki devlet", "dostluk, kardeşlik ve vazgeçilmezlik" ilkelerine esaslanan, bununla birlikte egemenliğe ve eşitliğe karşılıklı saygı ilkelerinin ve bölgede çıkarları olan diğer devletlerin stratejik karar ve eylemlerinin de dikkate alındığı bir süreçte devam ettirilmesi gerekmektedir



